Babam,
Fadıl babam...
Faiz
Cebiroğlu
Bugün
de Perşembe,
Antakya'da,
pazar.
Saman
satacağız
Samancılar
çarşısında.
Ben
ve babam.
Yakıcı
Temmuz ayında.
Antakya,
samancılar pazarında.
Sabah
koyulduk yola
Yürüdük...
Köyden
medineye, Antakya'ya.
Elimden
tutmuştu, babam,
Yürüdük...
Yürüdük...
Ben,
babam ve karagözlü eşeğim.
Yürüdük.
Babam:
Fadıl.
Dursunlu
köyünden.
Erdemli
ve faikti!
Kartal
dağlarından daha fazla
Dikti.
Eşeğimiz:
Karagözlü eşeğimiz
Onlarca
kireç taşını
Sırtında
taşımıştı.
Faiz:
Faydan
Faiz.
Çocukluğunda
taştı
Sel
oldu.
Nehir
oldu.
Sonra
da asileşti.
Ben,
babam ve kara gözlü eşeğimiz.
Yürüdük,
Antakya
medinesine doğru.
Saman
pazarına doğru
Yürüdük.
Karagözlü eşeğim yoruldu.
Ben
de yoruldum.
Yoruldum
ama babama belli ettirmedim!
Üzülmesin
diye.
Kamış
kavalı da alacak.
Söz
vermişti,
Bu
sevinçle,
Yorgunluğun
anasını satarım, dedim.
Yürüdüm...
yürüdük.
Faiz,
yorulmaz! derdi. babam.
Ama
yol da çekilmez, hani.
Hele
şu Temmuz sıcağında!
Yorulduk.
Ben
yoruldum,
Karagözlü
eşeğimiz yoruldu.
Yorulduk.
Yeterince
saman veremedik, eşeğe.
Dedi,
babam.
Yürümez
oldu, bak!
Saman,
saman verecektik
Bu
da ona bir hak!..
Sonra
Cebinden,
iki üç kuru incir çıkardı.
Verdi,
eşeğe.
Bu
da ona iyi gelir, bak!
Yürüdük...
Eşek
yorgun.
Faiz,
bin yorgun...
Yine
Yorgunluğun
anasını satarım, dedim.
Yürüdüm.
Yürüdük...
Saman
pazarından önce,
Demirciler
çarşısından geçtik.
Adı:
Demirciler çarşısı
Ama
demir yok.
Her
taraf teneke.
Sac!
Yan
yana ya da karşı karşıya
Kurulan
barakalardan
Çekiç
sesleri geliyor.
Eğrilmiş
tenekeler
Düzeltiliyor
Soba oldu, olacak!
Babam:
Eşeği
tut, bekle dedi.
Gelecek
kış için
Soba
siparişi yapıyor,
Yapacak.
Bir
sonraki pazara hazır olur.
Önümüzdeki
kış
Evimiz,
sımsıcak olacak.
Bak!
Demirciler
çarşısı mı,
Sobacılar
çarşısı mı?
Ben
de pek anlayamadım.
Demir,
nerede sordum?
Babam,
sobacılar dedi!..
Demir...
Yani
ağır metal
Teneke
oluyor.
Demirciler
çarşısında.
Demir,
Sert
demir
Teneke
oluyor.
Ve
sobamız olacak.
Teneke
soba
Demirciler
çarşısında!
Yok,
Darılma,
bak:
Bu
soba, evimizi ısıtacak
Soba
budur.
Sobamız
sacdandır,
Merak
etme,
Demir
gibidir.
Evimizi
tam ısıtacak!..
Evi
ancak sac ısıtır
Sac,
hemen sıcaklaşır
Hararet
yayar tüm eve
Evi
tam ısıtacak.
Bak!
Yürüdük...
Yürüyoruz...
Nihayet
Saman
pazarındayız.
Samanları
sattı, babam.
Fadıl,
babam
Faik,
babam.
Yine
aynı ”fiyattan” aldılar.
Yine
eşeğe ”saman parası” verdiler.
Dürzüler!
Yürüdük...
Yürüyoruz....
Antakya
uzun çarşıdayız.
Kamış
kavalı arıyoruz.
Bulduk.
Uzun
bir kaval aldı.
Hadi
dene.
Bir
Arapça müvvel çal
Bakalım,
sesi nasıl kavalın.
Utangaçça
üflettim, kavalı.
Mükemmel
dedi, babam.
Fadıl,
babam.
Ben,
sevinçli
Babam,
bin sevinçli!..
Yürüdük...Yürüyoruz...
Ev'e
meyva alalım, dedim
Demez
olaydım.
Gittik
Sebze
hali çarşısına
Elma
aldık, iki kilo..
O
anda babamın cüzdanı çalındı
Elma
oldu, bin kilo!
Perşembe,
pazardayız.
Bir
baba, bir oğul bir de eşeğimiz.
Antakya
sebze halinde
Elde
iki kilo elma
Bir
de kaval
Ama
cüzdan gitti
Ve
bakıyoruz zeval zeval!
Yürüdük...Yürüyoruz...
Ben
yoruldum.
Babam
yoruldu.
Eşek
yoruldu.
Yorulduk...
Köye
ulaştık
Dursunlu
köyüne.
Ev'e
geldik
Süratımız,
yok
Ev'e
geldik
Pazarımız
bok!
Eve
geldik, iki kilo elma
Ama
babamın kalbi tam yarma...
Elmaları
fırlattı
Büyük
sinirle
Bağırdı
arapçayla:
Her
tarafı haramiler sarmış
Bu
da böyle biline!
Sonra...
Sonra
evde ne oldu?
Lütfen
bunu hiç sorma!..
Ben
se, kavalımı gizledim.
Antakya,
pazarlarına da gitmez oldum.
Sonra,
Meskenim
zeytinlikler oldu.
Kerm
el-Zeytun!
Kamış
kavalımı
Zeytinliklerde
çaldım
Gizli,
gizli
Gizli
gizli ”müvvel” çaldım.
Hüzün
müvveli...
Zaman
hızlıca geçti...
Zaman
geçiyor.
Zaman
hızlıca geçiyor.
İşte
bugün de Perşembe
Bugün
de pazar
Ben
pazara çıkamadım!
Babam
Üstün
babam
Seni
özledim
Babam.
Kavalım
elde
Hâlâ
hüzün hüzün çalıyor...
Antakya, 1977
Antakya, 1977

Ingen kommentarer:
Send en kommentar