torsdag den 26. juni 2014

Babam, Fadıl babam...





Babam, Fadıl babam...

Faiz Cebiroğlu

Bugün de Perşembe,
Antakya'da, pazar.
Saman satacağız
Samancılar çarşısında.
Ben ve babam.
Yakıcı Temmuz ayında.
Antakya, samancılar pazarında.

Sabah koyulduk yola
Yürüdük...
Köyden medineye, Antakya'ya.
Elimden tutmuştu, babam,
Yürüdük...

Yürüdük...
Ben, babam ve karagözlü eşeğim.
Yürüdük.

Babam: Fadıl.
Dursunlu köyünden.
Erdemli ve faikti!
Kartal dağlarından daha fazla
Dikti.

Eşeğimiz:
Karagözlü eşeğimiz
Onlarca kireç taşını
Sırtında taşımıştı.

Faiz:
Faydan Faiz.
Çocukluğunda taştı
Sel oldu.
Nehir oldu.
Sonra da asileşti.

Ben, babam ve kara gözlü eşeğimiz.
Yürüdük,
Antakya medinesine doğru.
Saman pazarına doğru
Yürüdük.

Karagözlü eşeğim yoruldu.
Ben de yoruldum.
Yoruldum ama babama belli ettirmedim!
Üzülmesin diye.
Kamış kavalı da alacak.
Söz vermişti,
Bu sevinçle,
Yorgunluğun anasını satarım, dedim.
Yürüdüm... yürüdük.

Faiz, yorulmaz! derdi. babam.
Ama yol da çekilmez, hani.
Hele şu Temmuz sıcağında!
Yorulduk.
Ben yoruldum,
Karagözlü eşeğimiz yoruldu.
Yorulduk.

Yeterince saman veremedik, eşeğe.
Dedi, babam.
Yürümez oldu, bak!
Saman, saman verecektik
Bu da ona bir hak!..
Sonra
Cebinden, iki üç kuru incir çıkardı.
Verdi, eşeğe.
Bu da ona iyi gelir, bak!

Yürüdük...

Eşek yorgun.
Faiz, bin yorgun...

Yine
Yorgunluğun anasını satarım, dedim.
Yürüdüm.

Yürüdük...

Saman pazarından önce,
Demirciler çarşısından geçtik.
Adı: Demirciler çarşısı
Ama demir yok.
Her taraf teneke.
Sac!

Yan yana ya da karşı karşıya
Kurulan barakalardan
Çekiç sesleri geliyor.
Eğrilmiş tenekeler
Düzeltiliyor
Soba oldu,  olacak!

Babam:
Eşeği tut, bekle dedi.

Gelecek kış için
Soba siparişi yapıyor,
Yapacak.
Bir sonraki pazara hazır olur.
Önümüzdeki kış
Evimiz, sımsıcak olacak.
Bak!

Demirciler çarşısı mı,
Sobacılar çarşısı mı?
Ben de pek anlayamadım.

Demir, nerede sordum?
Babam, sobacılar dedi!..

Demir...
Yani ağır metal
Teneke oluyor.
Demirciler çarşısında.

Demir,
Sert demir
Teneke oluyor.
Ve sobamız olacak.
Teneke soba
Demirciler çarşısında!

Yok,
Darılma, bak:
Bu soba, evimizi ısıtacak
Soba budur.
Sobamız sacdandır,
Merak etme,
Demir gibidir.
Evimizi tam ısıtacak!..
Evi ancak sac ısıtır
Sac, hemen sıcaklaşır
Hararet yayar tüm eve
Evi tam ısıtacak.
Bak!

Yürüdük... Yürüyoruz...

Nihayet
Saman pazarındayız.
Samanları sattı, babam.
Fadıl, babam
Faik, babam.

Yine aynı ”fiyattan” aldılar.
Yine eşeğe ”saman parası” verdiler.
Dürzüler!

Yürüdük... Yürüyoruz....

Antakya uzun çarşıdayız.
Kamış kavalı arıyoruz.
Bulduk.
Uzun bir kaval aldı.
Hadi dene.
Bir Arapça müvvel çal
Bakalım, sesi nasıl kavalın.
Utangaçça üflettim, kavalı.
Mükemmel dedi, babam.
Fadıl, babam.
Ben, sevinçli
Babam, bin sevinçli!..

Yürüdük...Yürüyoruz...

Ev'e meyva alalım, dedim
Demez olaydım.

Gittik
Sebze hali çarşısına
Elma aldık, iki kilo..
O anda babamın cüzdanı çalındı
Elma oldu, bin kilo!

Perşembe, pazardayız.
Bir baba, bir oğul bir de eşeğimiz.
Antakya sebze halinde
Elde iki kilo elma
Bir de kaval
Ama cüzdan gitti
Ve bakıyoruz zeval zeval!

Yürüdük...Yürüyoruz...

Ben yoruldum.
Babam yoruldu.
Eşek yoruldu.
Yorulduk...

Köye ulaştık
Dursunlu köyüne.
Ev'e geldik
Süratımız, yok
Ev'e geldik
Pazarımız bok!

Eve geldik, iki kilo elma
Ama babamın kalbi tam yarma...

Elmaları fırlattı
Büyük sinirle
Bağırdı arapçayla:
Her tarafı haramiler sarmış
Bu da böyle biline!

Sonra...
Sonra evde ne oldu?
Lütfen bunu hiç sorma!..

Ben se, kavalımı gizledim.

Antakya, pazarlarına da gitmez oldum.

Sonra,
Meskenim zeytinlikler oldu.
Kerm el-Zeytun!
Kamış kavalımı
Zeytinliklerde çaldım
Gizli, gizli
Gizli gizli ”müvvel” çaldım.
Hüzün müvveli...

Zaman hızlıca geçti...

Zaman geçiyor.
Zaman hızlıca geçiyor.

İşte bugün de Perşembe
Bugün de pazar
Ben pazara çıkamadım!

Babam
Üstün babam
Seni özledim
Babam.

Kavalım elde

Hâlâ hüzün hüzün çalıyor...


Antakya, 1977

Ingen kommentarer:

Send en kommentar